Çağrı
  Français

08:32:06
20 mars 2019
mercredi

download-pdf International Herald Tribune
May 20, 2008

Le Monde
21 mai 2008

Frankfurter Allegemeine
26 Mai 2008

New York Times
June 4, 2008

Taraf
5 Haziran 2008

APPEL
10 décembre 2004
«Que veulent les Kurdes en Turquie ? »


Institut


 

Dans la presse

1000 imzalı tarihi tablo

Yeni Özgür Politika


25 Mayıs 2008 Pazar | MEHMET ÖZGÜL

Dünyaca ünlü Le Monde ve International Herald Tribune gazetesine “Türkiye’de Kürt sorununa barışçıl çözüm” başlığı altında tam sayfa bir ilan verildi. Paris’teki Kürt Enstitüsü tarafından verilen, DTP’li milletvekilleri, belediye başkanları, gazeteci, siyasetçi ve Avrupa’dan da değişik mesleklerden bin kişinin imzası bulunan bildiri geniş yankı yarattı. Barışçıl çözüm çağrısı yapılan bildiriye sert tepki gösteren Türk Dışişleri Bakanlığı Türkiye Kürt camiasının en etkin kuruluş ve kişilerinin aralarında bulunduğu 1000 imzacıyı “Türkiye’de meşru ve yasal zeminde demokratik faaliyetler yürütmek yerine terörist söylem ve taktikleri tercih eden marjinal grup” olarak nitelendirdi.

Türk Dışişleri’nin beklenen tepkisi, saldırganlığı yanı sıra bazı etkin Türk yazarları da bildiriye eleştirdi. Mehmet Ali Birand “Arabuluculuk tehlikesi” başılklı makalesinde, bildiride “Kürt halkının yaşadığı insanlık dramının tarihi sorumluluğunu taşıyan Avrupa ülkelerinden ve ABD’den inkar ve şiddet politikalarını desteklememelerini ve bu barışçıl çözüm sürecinin zemininin hazırlanmasına katkıda bulunmak için İrlanda, Bask, Katalan ve Kosova sorunlarının çözümünde deneyim kazanmış Sayın Tony Blair, Marti Ahtisaari, Felipe González ve Bernard Kouchner gibi deneyli devlet adamlarının Kürt sorunun çözümünde arabulucu olarak görevlendirmelerini istiyoruz” çağrısının yapılmasını “en büyük tehlike” olarak değerlendirdi. Bir gün aynı önerinin bu defa Sivil Toplum Örgütleri tarafından ortaya atılabileceğini, ardından hükümetler düzeyinde konuşulacağını, sonunda da Birleşmiş Milletler veya Avrupa Konseyi- Avrupa Parlamentosu gibi uluslararası kuruluşlardan öneriler geleceğini belirten Birand, ‘arabulucuk müessesinin çok riskli’ olduğunu çünkü arabulcuların, iki tarafı tatmin edebilmek için, sizin açınızdan hayati önemdeki bazı noktaları göremeyebileceği gibi, görmekte istemeyebileceği’ne vurgu yapıyor. İki tarafı da daha doğrusu Kürt halkını da tatmin edecek onurulu bir barış! Hiç olur mu! Birand bunun önüne geçmek için bir an önce ‘siyasi-ekonomik-kültürel paket üzerindeki çalışmaları başlatma’yı öneriyor. Tabii Birand bu paketin içeriğini ortaya koysa, biz de ne kadarının cilalı şeker, ne kadarının gerçekten ciddi, kanın önüne geçmeyi arzulayan içerikte olduğunu görsek iyi olur. Hasan Cemal ise bildiriyi birçok açıdan değerlendirmiş. O da öncelikle uluslararası kuruluşlara arabuluculuk çağrısı yapılmasına değiniyor. Bir uzlaşma komisyonunun Türkiye’nin kapısını çalmasının ters tepeceğini, bunun Türkiye gerçeği ile bağdaşmadığını vurguluyor. Ama Hasan Cemal de biliyor ki Türkiye’nin asıl gerçeği dünyada çalmadık kapı bırakmamasıdır. Her devlet ziyaretinde, her uluslararası toplantıda PKK-Kürt sorununu gündeme taşıyan Türkiye değil mi? Sorunun uluslararası boyuta taşınmasında baş rolü oynayan Türk devletidir. Hem çözümsüz bırakmasıyla hem de her görüşmede Türkiye’nin her türlü zenginliğini pazarlayarak Kürtlere karşı destek aramasıyla!

Hasan Cemal, bilidirde PKK-Öcalan eleştirisi yapılmamasına ve PKK’nin silah bırakmasının belirli koşullara bağlanmasına da kızmış! “PKK ve Öcalan eleştirisi yapılmadan -ve PKK tabelasıyla- Türkiye’de Kürt meselesine çözüm aramanın bir çıkmaz sokak olduğu gerçeğini birkez belirtmek istiyorum. Bunda ısrar etmenin, Türkiye’de birinci sınıf demokrasi istemeyenlerin, Türkiye’de AB yoluna karşı çıkanların değirmenine su taşır” diyen Cemal, PKK-Öcalan’nın Kürt halkının iradesi olduğu, Türkiye’nin en büyük demokrasi dinamiğinin Kürtler olduğu asıl gerçeğinin bir tarafa bırakılmasını, dolayısıyla Kürtleri iradesiz ve teslimiyetten başka seçenek bırakılmamasını “çözüm” olarak sunuyor. Gerçeği-mümkün olanı yok sayan, bugüne kadar denenen, çözümsüzlüğü çözüm olarak sunmayı bir aydın olarak kendine yediriyor.

Öte yandan hangi koşullar sıralanmış bildiride bir bakalım: “Hazırlanmakta olan yeni Anayasa, Türkiye’de vatandaşlık tanımını bir soy esasına bağlı olarak tanımlamamalı ve Kürt halkının inkarına son vererek varlığını kabul etmelidir. Kürt vatandaşlara kendi dillerinde her düzeyde resmi eğitim-öğretim imkanı sağlanmalı ve kamusal alanda kendi dillerini kullanma, medya kurma ve işletme, dernek, kurum ve parti kurma, kültürlerini geliştirme ve siyasal istemlerini özgürce ifade ve savunma haklarını güvence altına almalıdır.”

Cemal buna itiraz ediyor, “Ama öncelik, PKK’nın önşartsız silah bırakmasıdır” diyor! Koşula karşı çıkan koşul öne sürüyor. Yani bir insanı insan eden, bir halkı halk eden varlık haklarını bir “aydın” olarak PKK’nin silah bırakma koşuluna bağlıyor! Sonra da kendine aydınım diyor!

Bunlar bir yana bence bildiri tarihi bir adımdır. Her şeyden önce herkesimden Kürdü bir araya getirdiği için. Bu güzel, özlenen birlik tablosu gönül isterki sadece bildiride kalmasın. Örneğin 1000 imzacının bir araya geleceği bir konferans yapılamaz mı?


Yeni Özgür Politika 1000 imzalı tarihi tablo